İşim gücüm yok böyle şeylere kafa yoruyorum işte. Türk futbolu nasıl ilerler, altyapı nasıl olmalı falan filan. Sonra da uzun, uzun olduğu denli sıkıcı (Ferhan Şensoy’dan arak laf) bir yazıya dönüşüyor. Meraklısına !

İyi gitmesi istenen her işin başıdır, sağlam veya en azından yeterli bir altyapı.

Bu konu, sürekli gündemimizde olan Galatasaray’ın altyapısı yüzünden aklıma geldi. Eskiden çok topçu çıkarıyorduk A Takıma, şimdi niye çıkmıyor şikayetleri hiç bitmiyor. Haksız da değiliz hani. Ne oldu da bu düzen değişti. Bu konulara girmeyeceğim, ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum çünkü. Yorum yaparsam sallamış olurum.

Aslında altyapı konusuna daha geniş bir perspektiften bakmak istiyorum.

Kafadan söyleyeyim, devrim niteliğinde bir altyapı hamlesini, sadece tek bir kulübün başaracağını düşünmüyorum. Tüm Türkiye’yi kapsayacak bir hamleye ihtiyaç var. Federasyon, Milli Eğitim Bakanlığı, kulüpler, futbol okulları, medya, taraftar bu işin içinde olmalı.

Sanırım Ersun Yanal bu konu üzerinde çalışıyor, yakın zamanda nasıl bir ilerleme kaydettiklerini öğreniriz.

Konuyu didiklemeye başlayabilirim. İşe doğru yerden başlamak önemli. Türkiye gibi genç nüfusu yüksek, ekonomik durumun zayıf ve futbolun da çok sevildiği bir ülkede, şimdikinden çok daha fazla sayıda profesyonel futbolcu yetiştirmemiz gerekmez mi, gerekir. Ancak altyapı hamlesiyle futbolcu ithal eden değil, ihraç eden bir ülke haline gelebiliriz. İşte o zaman yabancı sınırını kaldırabiliriz. biraz parlamış yerli oyuncular 10 milyon Euro etmemeye başlar. Yabancılara kulüplerine bir dolu bonservis ve kendilerine yılda 3,5 milyon Euro vermeye gerek kalmaz.

Türkiye kendisi için gerekli profesyonel futbolcu ihtiyacını karşılama konusunda büyük sıkıntı yaşıyor. Sayı açısından sorun olmamakla birlikte kaliteli futbolcu yetiştirme konusunda çok geride kaldı. Süper Lig ve Bank Asya başta olmak üzere bu açık, Avrupalı Türklerden karşılanıyor. Yani bizim çocuklarımızı, Avrupalılar yetiştirip yine bize satıyor. Zamanında efsane olarak anlatılan hikayelere benziyor. Hani adam İngiltere’den bir dolu para ödeyip takım elbise almış da burada etiketine bir bakmış Made in Turkey yazıyor. Bizden kumaşı alıp bize elbise satan Avrupa futbolda da aynı şeyi yapıyor.

Dediğim gibi, ben tek başına bir kulübün bir futbol ekolüne sahip olmasının neredeyse imkansız olduğunu düşünüyorum. Belli bir futbol ekolünün üzerinde bazı faklılıklarla, oyun stili tercihleri yapılabilir ama önce bir ülke futbolu ekolü olması şart. Türkiye’de var mı? Yok.

O zaman önce bir Türk Futbol Ekolü kurmak gerekli.

İlle de örnek vereceksek (kaldı ki çok severim örneklerle anlatmayı) İspanya’dan vermeliyiz, nitekim son Avrupa ve Dünya Şampiyonu, Şampiyonlar Ligi’nde ortalığı kasıp kavuran takımlara ve de özellikle Barcelona gibi bir takıma sahip bir ülke. Barcelona ve İspanya Milli Takımı birbirine çok benzer bir stilde oynuyor. İspanya’nın kilit oyuncuları Barcelona’dan olması çok etkili tabii ki. Ama İspanya Futbolu, Barcelona’yla var olmadı. Hani hep geçtiğiniz yolda bir anda bir gökdelen fark edersiniz, inşaatı epeydir sürmektedir ama size bir anda yükselmiş gibi gelir. Bazen camları takıldığı için, bazen etrafındaki paravanlar kaldırıldığı için dikkatinizi çeker. Barcelona da, dünya futbolunda böyle çıktı ortaya. Aslında İspanyol Futbolu (valla Katalandı, İspanyoldu, Basktı mevzularıyla hiç uğraşamıycam, hepsi aynı ligde oynamıyor mu bunların, hepsi İspanya Futbolu temsilcisi işte), zaten diğer ülkelere göre daha fazla pas yapılan bir ekoldü. Barcelona zaman içinde ulu önder Cruyff ile birlikte bu pas futbolunu çok daha geliştirdi, bugünkü seviyesine getirdi. Demem o ki; Barcelona zaten var olan ekolü yıllar içinde geliştirerek bu noktaya getirdi. Hala pas futbolunu Barcelona’ya  Rijkaard’ın getirdiğini düşünenler var ya, onlara söylüyorum. Ama elbette pas futbolunun Barcelona’da bu seviyeye gelmesinde Rijkaard’ın büyük katkısı var, Cruyff’un desteğiyle.

Ve yine demem o ki; fubol ekolü insanın kendine yakışanı giymesidir. Artık ülke futbolunun genlerine işlemiş bir düzenin geliştirilmesi ile bir ekole sahip olabilirsiniz. İtalyanların, Almanların, İngilizlerin yaptığı budur.

Altyapı burada bu yüzden çok önemli işte. Kendine uygun bir tarz belirlemen gerekir, ki zaten bu bizim için belli. Sert, hızlı, inatçı, direkt sonuca giden bir tarz. Aynı Mozart’ın Türk Marşı’nda bizi anlattığı gibi. Biz İspanyollar gibi sabırla pas yapamayız, sıkılırız yahu. Bu miliyetçilik mi, bana hiç öyle gelmiyor. Eldeki verilerden hareket ediyorum. Evet, Kaos Futbolu. Ama kaos futbolu, kimin ne yaptığı belli olmayan, spontane oynanan halı saha futbolu değildir. Rakip için maçı kaosa çeviren bir futboldur bu.

Önce bir ekol belirlemek gerekir (ki ben belirledim bile, hahahah). Bu işi birkaç görevli ile değil, bir çok futbol adamıyla konuşmak, tartışmak gerekir. Federasyonun birkaç kişiyle alabileceği bir karar değil. Özellikle üniversitelerle birlikte çalışmak çok önemli. Verdiğiniz kararın bilimsel dayanakları olması, sürdürülebilir olması için çok önemli.

Bu kurumlar içinde özellikle BESYO’lar (Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu) var. Türkiye’nin beden eğitimi öğretmeni ve spor teknik kadroları buradan yetişiyor. Sporcuları yetiştirenleri eğitmek bu işin en önemli parçası.

Önceliklerden biri de beden eğitimi derslerini verimli hale getirmek. Beden eğitimi öğretmenlerini artık şimdi yaptıkları boş işlerden kurtarıp spor öğretmeni hale getirmek şart. Bedenciler (çok komiktir bu laf) okullarda neler yapıyor, genellikle. İstiklal Marşından önce rahat, hazrol, öğrencilerin kılık kıyafet polisliği, derslerde “isteyen istediği sporu yapabilir, alın size top” diyerek odalarına çay içmeye gidiyorlar. Gerçekten spor yapmak isteyen öğrencilere,  daha ciddi bir spor eğitimi vermek gerekmez mi. Oyun kurallarını öğretsek, sporcu olamasalar da en azından bilinçli bir spor izleyicisi olurlar. Bir spor kültürü edinirler, ama liseden daha önce, ilköğretim sevisinde başlamalı. Dersin spor kültürü olması lazım. Ama din kültürü gibi sadece isim olarak kalmamalı.

Futbol hocalarını periyodik olarak seminerlere almak ve sürekli gelişmelerini sağlamak gerekli. dünyadaki gelişmeleri takip etmek çok çok önemli. Özellikle antrenman teknikleri konusunda. Örnek vereyim. Eskiden takımlar sahaya çıkar futbolcular tek tek ısınırlardı, sonradan takımlar birlikte ısınmaya başladı. Güney Amerikalı futbolcuların yaptıkları bir ısınma şekli vardı, koşarken tek ayak üzerinde zıplayarak diğer dizlerini yukarı çekip elleriyle o dizi geri iterlerdi. Şimdi artık bütün takımlar aynı şekilde ısınıyor. Ben hala 1980 model ısınıyorum, orası ayrı.

Kulüplerin para kazanma amaçlı açtıkları veya isim hakkı vererek açtırdıkları futbol okullarının da, altyapı hamlesi kapsamında değerlendirilmesi çok önemli. Buraların hocalarını da aynı eğitimlerden geçirmek gerek. Futbol kulüpleri böyle bir kaynaktan sadece para kazanıyor, futbolcu kaynağı çok ekstra bir oyuncu olmazsa görmezden geliniyor.

Yılların profesyoneli, milli olmuş bir çok futbolcunun hala futbolun bazı temellerini bilmediğini görmek üzücü. Topa vurmayı bilmeyenler var, yazık. Kademeye girmeyi bilmeyen savunma oyuncuları var. Olacak iş değil. Profesyonel A takım seviyesine çıkmış bir futbolcuya bunları öğretmeyle zaman kaybedilmez, bunlar bilinir ve hoca rakibe göre, taktiğe göre, elindeki oyunculara göre kadro seçer. Ama bizde bu pek mümkün olmuyor. Yabancı hocaların Türkiye’de en çok sıkıntı duydukları konu bu.

Kolaya kaçmak milli hasletlerimizdendir. Başarılı olan takımlarımıza bakalım, bu kadroların altında ya yabancı oyuncular ya da Avrupalı Türklerin olduğunu görürüz. İlle de örnek; 1989 Galatasaray (Avrupalı Türkler ve yabancılar), 96-2000 Galatasaray (bu takımda bir istisna var, çok iyi yetişmiş Galatasaray altyapı kaynağı ve yabancılar), çeyrek finale çıkan Fenerbahçe (yabancılar ve Avrupalı Türkler), 2002 Milli Takım (Avrupalı Türkler ve iyi yetişmiş Galatasaray altyapı kaynaklı Türkler). Avrupada yetişmiş Türk futbolcuları kullanmak, rahmetli Erbakan’ın dediği gibi montaj sanayidir. Bizim kendi ağır sanayi hamlemizi yapmamız gerekir.

Futbolcu gençlere elbette futbol oynamanın temelleri öğretilmeli. Topa vurma, pas verme, istop etme, kafa vurma gibi. Vücudu kullanma, bireysel taktik gibi saha içinde sorun çözecek bilgileri öğretmezsen eksik kalır. Taktiksel bilgileri sadece sahada değil, ders gibi de vermeli. Videolardan yararlanmalı. Sınıftaki eğitim sanılandan çok daha önemlidir, hem de çok.

Bir de, “sadece futbolu bilen futbolu da bilmiyordur” sözünü unutmamak gerekir (kim söylemiş bilmiyorum, bulamadım da). Gençlerin kişisel gelişimlerinin de sağlanması futbol için de çok önemli. Tüm Türkiye’nin eğitim sisteminin bir parçası haline getirmek gerekiyor futbol eğitimini. Şimdilerde profesyonel futbol oynayanların bir çoğu, zamanında okul yöneticilerinin kendilerini idare etmesi yüzünden futbol oynamaya devam edebildi. İdare edilmeyen nice cevherler okul-futbol seçimi yapmak zorunda kaldı. Bu önemli sorunun da çözülmesi gerekir.

Altyapı hamlesine şimdi başlansa gerçek sonuçlarını 10 yıl sonra almaya başlarız. Bundan 10 sene önce başlasaydık keşke.

Temel kurulmasının sonrasında, kulüplerin kendi karakteristik futbol anlayışları da bu temel üstünde şekillenecektir.

Farkındayım içinde çok fazla “gerekir”, “şart”, “olmalı” gibi kelimeler geçen ilkokul öğretmeni tarzı bir yazı oldu. Siz üsluba takılmayın, yazdıklarıma bakın.

Sakin ol, hayat senin.

Share
  1. SmileGS diyor ki:

    ”Senin anlattığın karşıdakinin dinleyebildiği kadardır”
    Şimdi ahkam kesmek gibi olmasın ancak bu işin en önemli yanı futbolcu tarafıdır.Oyuncu çalışmak ve kendini geliştirmek isterse anca yükselebilir.Bunun zıttı bkz:Aydın Yılmaz.

Bir yorum Ekle

Sayın ziyaretçi, yorumunuz server saati ile kaydedilecektir Monday, July 28, 2014 08:17:09

Yorum yapmak için lütfen üye girişi yapınız.

Giris

ALBUM SATISI

Kategoriler