Son Haberler

 

Kadro? Neden Bilal yok da Jose var? Neden Sabri yok da Tarık var? Bu mu yani?

Mevzu seçilen oyuncular değil ki sadece. Mustafa Denizli’nin tercihidir, bu ikililerden diğerlerini tercih etti diye itiraz etmem hocaya. Sen itiraz edersin. Zaten neye itiraz etmiyorsun ki? 🙂

Sniejder’in yokluğunda 4-3-3 oynama imkanı oldu, mecburiyetten. Mahşerin 4 atlısından kurtulmuştuk mecburen de olsa. Elbette 3’lüden birinin Sneijder olması gerekir ama test olur diye düşünmüştüm. Takım savunmasının daha iyi olacağını düşündüm. Gel gör ki, işlemedi sistem.

Kayserispor iki türlü Galatasaray’a üstünlük sağladı. Biri, Biseswar’ın taşdığı toplar, diğeri de duran toplar.

Galatasaray yıllardır top taşıyan futbolcu bulamıyor. Sneijder de top taşıyan bir futbolcu değil, Yasin de, Podolski de. İstanbul’un diğer büyüklerinde Sosa, Gökhan Töre, Diego, Nani, Alper Potuk varken Galatasaray’da bir tane bile olmaması en büyük handikap. Biseswar’ın Kayserispor’a katkısını bir de böyle değerlendirin lütfen.

Duran top savunması Galatasaray için büyük sıkıntı. Rakip farketmeksizin bütün duran topları rakip vuruyor neredeyse. Takımın yediği gol ve bunun dışında birçok pozisyon gördük. Neden böyle oluyor ki? Oyuncular savunmaya geliyorlar ama yalandan geliyorlar. Kimse adamını almıyor, boştaki adamı kimse uyarmıyor. Sanki dilsiz oyunu oynuyorlar. Savunmanın bir kaptanının olmaması da büyük handikap tabii. Bu işi yapabilecek tecrübedeki adam Hakan Balta ama kişilik yapısı olarak böyle biri değil.

Bu arada, artık takımın kondisyonu ile ilgili dedikodular biter umarım diyeceğim ama nasılsa bitmeyecek. Çünkü adam bir fikir ortaya atmış, sahaya bakınca takımın ikinci devre rakibi sahasına hapsettiğini görüyor ama elbette görmezden gelecek.

Takımın sorunu çok net şekilde özgüven. Geçen sezon da benzeri şeyler yaşamıştık, Hamza Hamzaoğlu takıma özgüveni kazandırmış ve şampiyonluğa ulaşmıştık. Mustafa Denizli bu anlamda büyük hayal kırıklığı yarattı bende. Türkiye’de takıma mental katkıyı en iyi veren hocalardan biridir Mustafa hoca. Ama bu sezon takımdaki özgüven eksikliğini bir türlü giderememesi beni üzüyor. Emrah’ın da dediği gibi ikili mücadelelerde bile görüyoruz bu özgüven eksikliğini.

Taraftar çok sever topçu gönderip, topçu transfer etmeyi. Bu işler öyle değil ama işte bekara karı boşamak kolay derler. Takım dediğin şey makine değil ki, o parça uymadıysa öteki parçayı al tak yerine, çalışsın. Sonra FM taraftarı denince kızıyorlar.

Haklarını teslim etmek gerekir. Sezon başında birçok taraftar uyarılarda bulundu, takımın güçlenmesi gerek diyerek. Scout anlamında ciddi çalışmalar da gördük. İşe yarar mıydı bilemeyiz. Takım kötü olduğu sürece bu arkadaşlar haklıdır. Burada sorumlu kimdir hala benim için net değil. Yani Hamza Hamzaoğlu mu, yönetim mi sorumlu bilemiyorum.

Devre arasında bakalım neler olacak göreceğiz. İlla ki yeni transferler gerekli. Transfer işi epey çok değişkeni olan bir iştir. İnce eleyip sık dokumak gerekir. Takımınız iyi pozisyonda değilse ince eleyip sık dokuma şansınız neredeyse hiç yoktur.

 

Mutlu yıllar dilerim.

Share

( www.mevzubahis.com ‘da yayınlamış bir yazı)

Hafta içi kupa grubunda Galatasaray 2-1 kazanmıştı, eksik kadrolarla. Sezon başından beri istikrarlı bir futbol oynayamayan, taraftarını küstüren Galatasaray’ın güçlü Akhisar karşısında puan kaybetmesi sürpriz olmazdı.

Akhisar’a güçlü demişken, kadro kalitesinden bahsetmiyorum ama ne oynadığını bilen, belli bir planı programı olan bir takım olarak görmek lazım. Hani bizim anlı şanlı takımlarımız İskandinav ülkelerinin sıradan takımları karşısında zorlanır ya, ona benzer bir durum. Akhisar tam da İskandinav takımları gibi oyun disiplininden kopmayan, futbolun basit işlerini yaparak başarılı olmuş bir takım. Bütçeye göre müthiş işler çıkartıyorlar. Tebrikler.

Mustafa Denizli, maça yine önde 4’lüyle başladı. Önceki maçlara göre bu handikap hiç sırıtmadı. Neden? Çünkü, Burak Yılmaz’ın yokluğunda oynayan Umut Bulut’un bütün özelliklerini ortaya koyabileceği bir Akhisar vardı.

Akhisar avut atışlarında bile savunmayla pas yaparak çıkmaya çalışan bir takım. Umut’un en sevdiği rakip oyun şekli. Kaleciye, stoperlere, beklere pres yaparak sevdiği ve en iyi şeyleri yaptı Umut. Böyle olunca, efektif kullanılabildi. Tabii ki, takımın hep birlikte savunmayı öne çıkararak presi genişlettiklerini de belirtelim.

Aslında önde presle oynamak Galatasaray gibi takım savunması zayıf takımlar için en ideal oyun şekli. Alan daraltarak oynayınca orta sahanın yükünün 2 kişiye binmesi söz konusu olmuyor. Forvetteki becerili ama savunmaya destek vermeyen, destek verse bile beceremeyen oyuncular için de şahane bir ortam.

Nitekim öyle de oldu. Presten kazanılan bütün toplar dar bir alanda Sneijder, Podolski, Yasin, Bilal’le Akhisar üzerinde baskı kurmayı sağladı. Akhisar’ın planı muhtemelen o presten sıyrılıp Galatasaray savunmasının arkasına sarkmak şeklindeydi. Fena fikir değil aslında ama olmadı. Kontraya bile pas yaparak çıkmak istediler. Ah.

Galatasaray’ın öndeki presi ve fazla pozisyon vermemesini sadece oyun planına da, Akhisar’a da bağlamıyorum. Maçtan önce Mustafa Denizli “bambaşka bir takım izleyeceksiniz” demişti. Bambaşka takım= iştahlı, coşkulu takım. Gerçekten de bu sezonun en coşkulu, en iştahlı Galatasaray’ını izledik.

Bu iştahlı takım hala büyük bireysel hatalar, önemli pozisyon hataları yapıyor. Hala çıkarken çok basit top kayıpları yapıyor. Yenilen iki golde de bu hataları gördük. Semih’in kaleye yüzü dönükken dan diye vurmamasını nasıl açıklarız bilmiyorum. Halbuki en iyi yaptığı şey. Hani, Sneijder, Yasin falan gibi becerili ve savunma inceliklerini bilmeyen bir oyuncu olsa, önce topa basmak isteyebilir anlarım da, sen Semihsin be kardeşim, vur gitsin işte. İkinci gol, bu sene Galatasaray’ın klasiği oldu. Bu kaçıncı acaba? Takımın attığı kornerden sonra yenen kontra, alan, adam paylaşımı doğru yapılmamış, rakip için altın tepside sunulmuş lezzetli bir yemek gibi. Sorarsan, golü Muslera yedi.

Devre arasına az kaldı. Birileri gidecek bu takımdan. Artık idmanlarda, maçlarda çok daha iştahlı oyuncular görmek istiyorum. Bir futbolcuyu Galatasaray’da kalmak motive edemiyorsa ne motive eder bilmiyorum.

Geçen haftaki Beşiktaş yenilgisinden sonra çok gerekli bir galibiyet kazandı takım, devamı gelir inşallah.

Daha bu takıma Selçuk İnan girecek sevgili Can 🙂

 

 

Share

 

Galatasaray beraberlikle Avrupa Ligi’ne gidecekti, berabere kaldı. Basit cümle.

Astana sadece fizik gücü olan bir takım. Kendi sahalarında bu güçlerinin yanına iklim ve suni çim (aslında bildiğimiz halı sahanın bir tık iyisi belki) sahanın avantajlarını kullanıp grupta hiç yenilgi almadı. Kura çekildiğinde Avrupa’ya devam etme ihtimallerini son maça taşıyacaklarını en iyimserleri bile (mesela Astana’nın Captano’su) bile tahmin etmiyordu bence.

Futbolun teknik yönünde o kadar kötüler ki,  çok iyi kontralar yakalamalarına rağmen amatör küme paslarıyla, kararlarıyla boşa harcadılar. Bir topu direkten dönen ve golü atan adamları Yasin’e saçma sapan bir faul yapıp sarı kart gördü mesela.

Bütün bu kötü futbol yeteneklerine rağmen fizik, güç ve kondisyonlarına ek olarak disiplinli bir takım. Hani bizim kalpten oynuyor dediğimiz türden. Öndeki üç siyahi oyuncusunu ayrı tutuyorum. İşte o üçlünün de biraz futbol bilgisi fazla. O kadar. Ha bir de kalecileri çok iyi. Eric gerçekten çok iyi bir kaleci. Oyundaki konsantrasyonun hiç kaybetmiyor, sezgileri de iyi. Kaleci yetenekleri de iyi tabii ki.

Mustafa Denizli daha önce oynattığı Bilal ve Jose’den istediği verimi alamayınca Chedjou’yu ön libero oynattı. Nedense birçok kişi çok iyi bir karar olduğunu söylüyordu maçın başında. Sanırım FM’de iyi performans almışlardı. Belki de nasılsa sorumluluk kendilerinde olmadığı için “hocaaaaa bir de Chedjou’yu ön libero oynat yahuuuu” diyen arkadaşlardı bunlar.

Chedjou en sonuncusu Bursa maçında olmak üzere daha önce de takım öne çıktığında orta saha gibi oynamış ve çok kritik top kayıpları yapmıştı aslında.

Boşuna konuşup duruyoruz. Galatasaray’ın takım olamamaktaki en temel sorunu önde 4’lü oynaması. Bursa maçında “mahşerin 4 atlısı” dedim de bu 4’lü bizi mahşerde cehenneme götürür valla, ben takip etmem bunları mahşer günü.

Yazar Galatasaray’ın öndeki 4’lüsü için mahşerin 4 atlısı tabirini kullanmış, sizce burada ne demek istemiş?  Lafın tamamı arife söylenir derler ama herkes arif olmadığına göre açıklama yapayım. Öndeki 4’lüdeki isimleri eleştirmek için söylemiyorum bunları, önce burada bir anlaşalım. Benimkisi net olarak bir sistem eleştirisi. Elbette, seçilen oyunculardan bağımsız da değil.

Top rakipteyken 4’lü tamamen gölge savunma yapıyor. Rakibin üstüne gidermiş gibi, baskı uyguluyormuş gibi yapıyor, savunmaya neredeyse hiç gelmiyorlar. Zaten savunmaya gelir gibi yaptıklarında da nerede duracaklarını bilmiyorlar, yalandan orada bulunuyorlar. Bugün yediğimiz golde Yasin mesela gelir gibi yaptı. Olcan tam olması gerektiği yerde kademedeydi, rakibine vurdurmadı ama daha arkadaki adamı Yasin’in alması gerekiyordu almadı, uzaktan izledi. Bir savunma için en tehlikelisi arkadaşının orada olduğunu ya da geliyor olduğunu görmek ve asıl müdahale alanına konsantre olmaktır. Galatasaray bu sezon bunu çok yaşadı. Ceza sahası içinde kalabalıkken, rakipten fazlayken bile yenilen gollerin sebebi bu işte.

Hadi işin savunma kısmını geçtim. Mustafa Denizli’nin futbol literatürümüze kazandırdığı “rakipten 1 fazla gol attığın sürece yediğin gollerin önemi yoktur” cümlesine. Libero Erhan Önal’ın bile hücuma katıldığı bir takımın mimarıydı Denizli. Bu takımın mimarı hala Denizli değil, bu yüzden bir eleştiri yok hocaya, karışmasın.

Top bize geçtiğinde öndeki 4’lü rakibin arkasında saklanmaya başlıyor. Hareket eden, boş gösteren, bindirecek arkadaşına alan boşaltan yok. Hepsi halı sahada oynayan benim yaşlılar gibi topu ayağına bekliyor. Bu yaşta topu önüme koşuyoluma, acıbademime atan genci fırçalıyorum, kıçımda motor mu var diye. Bundan 5 sene önce bile öyle değildi ama, beni sakatlıklar bitirdi. Neyse, bizim öndeki arkadaşlar da aynen böyle. Hepsi topu ayağına istiyor. Top gelince çok istekliler, çok hareketliler falan. İyi ama o zaman da diğerleri onlara boş göstermiyor. Varsa yoksa orta sahanın iki hamalı kendilerini göstersin, top alsın, pas yapsın. Yani, öndeki 4’lü madem takım savunmasına katkı yapmıyor bari hücumda öyle etkili olsunlar ki savunma zaaflarını hoş görelim diyorum. E, o da yok.

Orta sahadaki 2’liye acıyorum vallahi. İleri top taşımaya çalışıyorlar, saklananlar yüzünden yana, geriye oynamak zorunda kalıyorlar. Bir de üstüne rakip hiçbir direnç görmeden, elini, kolunu ve başka organlarını (mesela başlarını, omuzlarını) sallaya sallaya orta sahaya gelip kolayca geçiyor.

Savunma 4’lüsü mü forvet 4’lüsü mü sorusu ile 40 katır mı, 40 satır mı sorusu arasında fark yok. Tamam rakip kolayca üstlerine geliyor ama o kadar rahat pozisyonlarda o kadar büyük bireysel hatalar yapıyorlar ki, akıl alır gibi değil. Özellikle stoperlerden bahsediyorum tabii ki.

Takım savunması iyileştiğinde savunmadaki yerleşim hataları da, bireysel hatalar da çok aza inecektir. Bu işler böyledir. Özgüven yerine gelirse korku azalır, hatalar azalır.

Şampiyonlar Liginde bu gruptan çıkamamak Galatasaray’a hiç yakışmıyor ama Fatih Terim’in söylediği gibi “kazanamıyorsan, kaybetme” oldu biraz bizim için.

Mustafa Denizli hala tespitler yapıyor, takımın envanterini çıkarmaya çalışıyor. Transferle ya da transfersiz bir çözüm bulacaktır “kurt hoca”.

Share

Tam üç maç sonra kazandı Galatasaray. Takım kazanamadığı için maç yazısı yazmıyorum sanıyordum. Halbuki, kazandığımız Es-Es maçı ve berabere biten Kasımpaşa hariç hepsini yazmışım. Keyif yerinde olmayınca kafa da gidiyor doğal olarak.

Galatasaray bugün 3 farklı kazandı. Maçı izlemeyenler için ne mutlu. Maç sonucu 3-0, süper. Gel bir de maçı izleyene sor sevgili renktaş.

Zor kazandık yine. Ataklar yaptık, pozisyona girmeden. Bursa kontrataklar yaptı %100 gol pozisyonuna girerek.

İlk devre en tehlikeli pozisyona Burak girdi, altı pastan topu üstten dışarı attı. Pozisyona bakıyorum, Burak’ın gelişine göre topa vurması bile hanesine artı yazar. Gelgelelim altı pas içinde topa vuran santrafor gol yapmalı. Burak klasik katil bir golcü değil, bu pozisyon bunun kanıtı. Golcü denen adamın en önemli özelliği sezgileridir. Biz bunu Tanju Çolak’ta, Jardel’de gördük. Benim izlediğim dünya çapındaki en büyük üç golcüden ikisi bunlardı zaten, şükür ki Galatasaray forması giydiler. Diğerini merak ediyorsanız, Gerd Müller’di. Tamamen kişisel tercihlerim. Romario, gerçek Ronaldo veya başka biri diyenler olabilir, olsun. Hepsini seviyoruz.

Konumuza dönelim. Burak eğer bir golcü olsaydı kaçırdığı pozisyonun öncesinden topun havadan geleceğini sezer ve kendini kafayla golü yapmaya ayarlardı. Ayarlamayınca, ayak içiyle kalenin üstünden dışarı vurdu.

Bu pozisyonla ilgili başka bir konu daha var. Hakem korner verdi, Burak kendisinden çıktığını söyledi, avut verilmesini sağladı. Bir kısım Galatasaraylı “ne gerek var, hakem korner vermiş” falan diyor. Aga, iyice uçtunuz. Sevmediğiniz adama nasıl bok atacağınızı şaşrıdınız. Kendinize gelin. Burak çok doğru bir şekilde davrandı, neyini eleştiriyorsunuz manyak mısınız?

Bu sosyal medya, hele ki twitter beni çok yoruyor, valla Aziz başkana hak vereceğim neredeyse. Sosyal medyaya gerekli çakmaları yaptıktan sonra maça geçebilirim.

Galatasaray takımına her hafta başka bir kulp takılıyor. Takım 60’dan sonra düşüyor. Soruyorum “maçın başında boğduğumuz rakip var mı?” Tabii ki cevap yok. Takım çalışmamış, Hamza hoca hiç çalıştırmamış. Sneijder bile söyledi. E yavrum, Sneijder bile öyle demediğini söyledi. Ne yapacağız biz sizi ya?

Ulan sahada oynanan oyunu anlamazsınız, ne oluyor, neden oluyor bilmezsiniz, ne yapacağız biz sizinle. Birilerinin uydurduğu komplo teorilerine inanırsınız, milyon tane aksi kanıt varken hemde.

Görüldüğü gibi, twitterdan hırsımı alamamışım.

Bu defa kesin olarak takıma dönüyorum, valla. Galatasaray takımının iki büyük sorunu var.

  • Eldeki kadroya göre önde 4’lü oynamak

İkinci maddeye gerek bile yok. Hani meşhur hikayedir, cepheyi neden kaybettiniz, efendim barut bitti, başka sebebe gerek yok hikayesi.

Sezon başından beri yazıyorum, önde savunmadan bihaber 4 kişiyle oynadığımız ve orta sahayı 2 kişiyle (ki ataklarda 1 kişiye düşüyor) tutmaya çalıştığımız sürece bu takımın başarılı olması mümkün değil.

Öndeki adamlar bazen savunmaya geliyor ama orada nerede durmaları gerektiğinden, ne yapmaları gerektiğinden o kadar habersizler ki, takım rakipten fazla bile olsa gole engel olamıyorlar. Bugün gol yemedik, çok şükür. Şükür de, Bursa takımının da ne yaptığından habersiz olmasından.

Orta saha bir takımın kalbidir. Orta saha yetersizse ne takım savunması olur ne adam gibi hücum edebilirsin. Galatasaray’ın sezon başından beri yaşadığı sıkıntı bu işte. Hamza hoca da Mustafa Denizli de öndeki 4lüden vazgeçip orta sahayı güçlü kılmayı düşünmedi, henüz. Henüz dememin sebebi Denizli’den bu hamleyi bekliyor olmam. Hoca, takımın alıştığını düşündüğü oyun şekliyle devre arasına kadar devam edip, devrede neşteri vurmayı planlıyor muhtemelen. Klasik Denizli stili. Çünkü, benim takımım değil deyip sıyrılabilir hoca, haksız da olmaz. Ama benim hocadan beklentim devreden önce neşteri vurması. Eğer kariyerini Galatasaray için risk edebilirim diye geldiyse, bu riski de almalı.

Bu arada, orta sahadaki sorun Melo’nun olmaması değil, mevzuyu saçma sapan yerlere çekmeye çalışanlara söyleyeyim bunu da. 2 kişiden biri Melo olsa da fark etmez, Selçuk gittiğinde 60 metrelik enlemde tek kişi ne yapabilir, bir kişi daha olsa 30 metreye düşer kontrol edilmesi gereken alan. Her şey matematik be abicim.

Kadro kalitesi? Evet, elbette önemli de Galatasaray’daki oyuncular da amatör kümeden gelmedi be kardeşim. Doğru kurgu ile taş gibi bir takım çıkarılabilir. Oyuncuların elini taşın altına koyması önemli. FFP sebebiyle transfer yapabilmemiz zor ise, o zaman takım içinde oyuncuların birkaç mevkide oynayabildiklerini hocaya göstermeleri gerekiyor ki hoca alternatiflerini bilsin.

Bağlantılı başka bir konuya geçeyim. Takım 60’dan sonra düşüyor, çünkü çalışmamışlar, zaten Şino da söyledi. Hımmmm.

Takımın 60’dan sonra düşmesi külliyen yalan. Bunu daha önce de söylemiştim, içim rahat. Takım kurgusu sebebiyle maçın 1. dakikasında da baskı kuramıyor ki 60’dan sonra düşsün. Hayatında soyunma odasında ter-bengay kokusunu içine çekmemiş adamları en iyi yorumcu görürsen fikrin de bu kadar olur işte.

Ha sen Şino böyle dedi diye, Prandelli’nin yüklemeleri olmasaydı geçen sene şampiyon olunamazdı yazarsın ama Şino kalkar der ki; ben öyle bir şey söylemedim. Ofsayt bu işte.

Neyse. Takımın sorunu fiziksel değil, daha fazla mental. Oyuncuların kendine güvenleriyle ilgili sorunlar var. Bu sorun iki şekilde düzelebilir. Birincisi takım doğru kurgu ile oynamaya başlar ve herkes ne yapacağını bilir ve doğal bir özgüven gelir. İkincisi oyuncular oynadıkları sistemin avantajları çok iyi şekilde anlatılır.

Enseyi karartıp karartmayacağımızı Mustafa Denizli’nin yaklaşımı belirleyecek. Gerçi, hoca maç sonunda Sabri’yi öven şeyler söylemiş, beni bozmaz, oyuncusunu kazanmak için yapılmış hamleler bunlar ama taraftarın büyük çoğunluğu tersini düşünüyor. Çünkü taraftar en iyisini bilir! Nereden biliyorlarsa!

Mahşerin 4 atlısına Halis Karataş binecekse bana uyar.

 

 

 

Share

 

Zor olsa da yazacağız artık, yazmayınca da rahatlamıyor içim. Bir nevi içim rahat etmiyor durumu.

Bu maçla ilgili yazılacak çok ilginç bir şey yok aslında. Sezon başından beri yazdıklarımızdan farklı değil.

Galatasaray’ın takım savunması sezon başından beri neredeyse yok. Lig maçları, şampiyonlar ligi maçları fark etmiyor, Galatasaray’ın takım savunması yok. Gelenler gidenler takımın dengesini bozdu. Gerçi çoğul değil bunlar. Gelen-giden diyebiliriz. Gelen Podolski, giden Melo.

Orta saha kaldı iki kişiye. Selçuk İnan ve artık o gün yanında kim oynuyorsa. Bilal ya da Jose. Selçuk topla iyi işler yapabildiği için genelde kabak yanındaki diğer topçunun başında patlıyor. Rakipler orta sahayı kolayca geçiyor. Ben Melo olsaydım bu takımda olmadığıma şükrederdim. O kadar senenin sevgisi bu sezon yerle bir olabilirdi. Neden böyle dedim ki?

Sezon başından beri yazıyorum, bir daha yazayım. Print almadıktan sonra yazmanın bana fiziksel  bir maliyeti yok. Galatasaray önde 4’lü oynadığı müddetçe belini doğrultamaz. Sneijder, Burak, Yasin, Podolski. Bunların yerine başka forvet isimleri yazın isterseniz, farketmez. Sinan Gümüş yazın mesela. Hamza Hoca, öndeki dörtlünün savunma katkısını arttırmak için Umut’u oynatıyordu. Ama bu da iğreti bir çözümdü, Türk usulü çözümlerden. İşe yaramadı tabii ki. Öndeki 4’lüyü 3’e düşürecek cesareti de gösteremedi.

Ön tarafın yükü orta sahadaki 2 adamın üstüne bindi. Ne kadar baş edebilirsiniz ki? 90 dakika buna güç yeter mi? Son iki maçta yetmediğini net gördük. Hele Selçuk ve Balta’nın sakatlanıp çıktığı Rize maçından sonra bu akşam daha net ortaya çıktı. Takımın konsantrasyon problemi var. Maç sonlarındaki konsantrasyon problemi maç sonlarında ortaya çıkar.

Gençler için anlaması zor olacak biraz ama Hagi ve Jardel’li takımdan örnek vermek gerekecek. Galatasaray takımı Hagi ve Jardel’in ikisini birden sırtında taşıyamamıştı. O zamanlarda Okan ve Emre gibi iki dinamonun kaybedilmesinin de önemi vardı tabii. Ama 11 kişilik bir takım iki kişiyi bundan 15 sene önce sırtında taşıyamıyordu, şimdi hiç taşıyamaz. Sneijder, Podolski, Burak, Yasin. 11 kişilik takım 4 kişiyi nasıl sırtında taşısın, mümkün değil. Hele bir de bu 4’lü bilinen formlarının çok gerisindeyse.

Var mı bana Sneijder, Podolski, Yasin, Burak dörtlüsünün formsuz olmadığını söyleyecek biri? Bana ulaşmak zor değil, arar, sms, dm atar “bu adamlar formda” dersiniz.

Bu arada aklıma gelmişken söyleyeyim, Hamza hocaya Podolski’yi eleştiriyor diye ırkçı diyen biri bugün “Podolski yine saklambaç oynuyor” yazmış. Ah be, azıcık tutarlı olun be kardeşim.

Bir de Taffarel’i eleştirenler var. Vallahi onlara söyleyecek hiçbir şeyim yok. Allah yollarını açık etsin. Ne ara kafayı bu kadar sıyırdınız diyeyim yine de. dayanamadım, afedersiniz.

Mustafa Denizli eğer gelirse takımın öndeki 4’lüsüne operasyon yapacağını görüyorum, bu güzel.

Neyse ya, yaz yaz bitmez. Önümüzdeki maçlara bakacağız.

Sakin ol, hayat senin.

Share

 

Galatasaray maça iyi başladı, erkenden golü de buldu. Kadro? Pek ilgi alanımda değil doğrusu. Kadro şöyle olmalıydı, böyle olmalıydı detay işi. Ben detay sevmem, genele bakarım.

Golden sonra da birkaç kez gol olabilecek pozisyon yarattı takım. Sneijder’e golden sonra iki kez şut pozisyonu hazırlandı. Kusura bakmayın ama Sneijder’in 18 dışından vurduğu her şut gol pozisyonu sayılır, dünyanın her yerinde. Arjantinli arkadaşım var, numarasını vereyim sorun.

Maçın kırılma anı Selçuk İnan’ın çıkma anıydı. Sakatlık diyen var, kuzeninin vefatı sebebiyle (Allah rahmet eylesin) morali bozuk olduğu için diyen var. Nedeni ne olursa olsun, İnan’ın çıkmasının takıma negatif etkisi olduğu kaçınılmaz. Selçuk İnan konusuna değinmişken, ön libero konusuna da değineyim. İnan bir ön libero değil. Sneijder de değil. Xabi Alonsa da değil. Sneijder de değil. Ama geride Melo ön libero. Geride değil daha önde oynadığı zaman Mascherano da ön libero. Pirlo da ön libero değil. Orta sahanın ortasında oynamasına rağmen ön libero değil dediğim adamların tamamı play-maker. Savunmaya yardıma gelmeleri ya da savunmadan top çıkarmaları onları ön libero yapmaz. Öğrenin de gelin.

Selçuk sakatlanınca orta saha çöktü. Ne forvet bölgesinde pas yapabildik ne de sahanın başka yerinde. Rize takımı orta sahayı o kadar kolay geçmeye başladı ki. Nitekim Selçuk’un yerine oyuna giren Jose’nin kaptırdığı top gol oldu. O golde Balta da sakatlanınca işler sarpa sardı. Bu sezonun en iyisi kim diye 100 Galatasaraylı’ya sorsak muhtemelen Balta %75’le birinci olurdu. Zaten kısa süre sonra frikikten yediğimiz golde gördük ki Chedjou’nun liderliğinde savunma olmaz. Hem ofsaytı bozdu hem de topu kalenin içinden çevirecek zamanı bulmadı. Yediğimiz üçüncü golde tayming hatası için epey beklemek zorunda kaldık.

İnan çıkınca Jose’nin girmesinde sorun yok. Bilal’e küfür edip Bilal girmeliydi diyenleri kaale almıyorum zaten. Balta sakatlanınca Semih’in girmesi yanlıştı. Girmesi gereken adam Denayer’di. Evet, Denayer’i Benfica karşısında ben de beğenmedim, kötü oyunuyla şaşırttı beni ama hem rakip Benfica ayarında değil hem de sağ bek değil daha iyi bildiği yere stopere geçecekti. Hamza hocaya eksi verdim bu değişiklikle.

Yine de ikinci devre Galatasaray tek kale oynamaya başladı. Tilki hoca Hikmet Karaman’ın kontralarına da teslim olmadı. Beraberlik, ardından galibiyeti de attı. Sonra Umut atıldı. Umut atılınca sevinen Galatasaraylılar gördüm, üzüldüm.

Maç uzatma dakikalarında önce beraberliğe, sonra Rize’nin galibiyetine döndü. Büyük yıkım bu. Herkes için büyük yıkım. 3-3’ken Rize ceza sahasında Sneijder topu Podolski’ye atabilse belki şimdi galip Galatasaray’dı. Belki dememin sebebi, pozisyon gol olur muydu kimse bilemez, çok şükür bilinmeyene küfretmiyorum. Pozisyon orta sahaya döndü, Sabri bir şekilde topa sahip olabilse ya da en kötü dan diye vurabilse şimdi beraberliğe üzülüyorduk, bir puan iyidir diye rakımızdan yudum alıyorduk. Ama hiç biri olmadı, rakı hariç.

—- konuyla az ilgili —–

Birileri diyor ki Hamza hoca ırkçı, bir kesim diyor ki Hamza hoca futbolu bilmiyor, hoca falan değil. Gerçi bu arkadaşların hiçbiri hoca demiyor, askerlik arkadaşları gibi Hamza diyorlar. Bir karar verseniz. Çünkü bir fikir diğerini yok ediyor. Ha hem ırkçı hem de futbolu bilmediğini söyleyen ne dediğini bilmezler var, onlara bir şey diyemiyorum. Derim de, Galatasaraylılara kötü söz söylemek istemiyorum. İçimden söylüyorum ama.

—– konuyla az ilgili ————

Taraftar her zaman haklıdır usta. Valla makara diye yazmıyorum, kesinlikle taraftar her zaman haklıdır da küfür etmesini gerektirmez. İnsanız la hepimiz.

Sağlıklı yaşam için bir öneri: Galatasaray bu hayattaki her şeyinizse hayatınızda sorun var. Mutluluğunuzu Galatasaray’a bağlamak risklidir. Tarih boyu galibiyet-yenilgi ya da şampiyonluk olarak bakarsanız % olarak artıda olabilirsiniz de, geride yüzdeyi mutluluk için almaya gerek yok. Valla. Kendimden biliyorum lan. En azından 45 sene ben de mutluluğumu Galatasaray’a bağladım. Bir de baktım ki; hayatın daha önemli ve güzel şeylerini kaçırmışım. Valla değmez.

Polyanna taraftar diyorlar, ben de bazen öyle diyorum da ayrıntıyı kaçırmamak lazım. Bana sallayan, küfür eden adamı bile anlamaya çalışıyorum. Karşılık konuşuyoruz, mevzu özür dilemesi gerektiğene kadar geliyor. Sonra engelliyor ayrı. Elimden geleni yapayım da, insanlar kendi bilir.

 

Olur öyle, top bu.

 

 

Share

 

Kadıköy deplasmanından alınan bir puan iyi topçu. 16 senedir Galatasaray kazanamıyormuş falan hikaye. Ortalama bir Galatasaraylı bile biliyor orada neden kazanılamadığını ama dün TRT’de Hakan Ünsal’ın açıklamalarına bir göz atalım: Maç zaten bir gerilim yüklüyor futbolcuya. Takım otobüsüyle Kadıköy’e giderken köprü üstünde bile şişeli, taşlı, sözlü tacizler oluyordu. Stada girerken yine aynı şekilde. Asıl önemlisi koridorlarda olanlar. Dışarıdakileri kameralar çekiyor ama koridorlarda kamera yok, neler neler oluyordu oralarda. Küfürler, saldırılar, kavgalar. Maç sabahı maça hazırken soyunma odasına girene kadar bütün konsantrasyon bozuluyordu.

Hakan Ünsal’ın bu söylediklerini gazetelerde okuyan, tvlerde üzerinde konuşan kimse gördünüz mü? Göremezsiniz.

Galatasaray – Fenerbahçe maçlarını bu sebeple kadrolar kazanmaz. Ruh kazanır. Cesaret kazanır. Ödün vermemek kazanır. Dik durmak kazanır. Ha, Kadıköy’de bugüne kadar hiçbir hakemin Galatasaray’ın dik duruşuna engel olmadığını görmedim. Fenerbahçe aynı bu gece olduğu gibi sertlik yapar, hakem göz yumar. Galatasaray aynı sertlikle karşılık vermek isterse cezalandırır. Aynı bu gece gibi.

Fırat Aydınus gözünün önünde Bilal’in topsuz alanda Sounza tarafından düşürülüşünü görmezden geldi, devamında Chedjou faul yaptı sarı kart gördü. Fırat, Bilal’in pozisyonuna faulü çalsa, bunlar olmayacaktı. Sneijder’in kaval kemiğine tekme atan yine Souza’nın pozsiyonunu devam ettirdi. Souza bu iki pozisyonda da sarı kart görmeliydi. Aynı Souza ikinci devre yine Sneijder’e attığı tekme sebebiyle sarı kart gördü. Fırat’ın kitabında 3 kartlık faul ancak bir kart ediyor sanırım, istisnası var, Fenerli topçu yapınca işliyor bu kural.

Aynı Fırat, topla alakasız şekilde ceza sahası içinde Burak’ın üstüne atlayan Kjaer pozisyonunda faulü ve dolayısıyla penaltıyı çalamadı. Tam kesitten, bütün olayı net şekilde görüyordu halbuki. Aynı Fırat, ceza sahası içinde balıklama atlayıp faul almaya çalışan Meirelles’i bir abi gibi teselli etti. Canım benim, yaşam koçu olmalıymış.

Fenerbahçe’nin golünden 2 saniye önceki pozisyonun net ofsayt olduğu görülüyor. Sizce top ofsayttaki RVP’ye gelecek olmasaydı Muslera o topa öyle çıkar mıydı? Yorum hatası demek için çok saf olmak gerekir, hele maç içinde yaptıklarını görünce.

İlle de kadrodan bahsetmek gerekir. Hamza hoca yine Umut ve Sabri’yle çıktı. Bir kere Umut’un pres özelliğinden yararlanılabilecek bir rakip stoper ikilisi yoktu. Adamlar topla oynamıyor ki pres yapasın, dan dun vuruyorlar. Gelelim Umut yerine oynama ihtimali olanlara. Burak Yılmaz. Sakatlığının ne durumda olduğunu biliyor muyuz? Ya yine 10. dakikada baldırını tutup yere çökerse? Ne durumda olduğunu biliyor muyuz? Ben bilmiyorum, sağlık ekibiyle konuşanlar dışında bilen kimse olamaz. Olabilir mi? Sabri’nin yerine her zaman tercih edeceğimiz, hatta takımında herhangi bir mevkide olmasını tercih edeceğim akıllı topçu Denayer’in sağlık durumunu biliyor muyuz? Ben bilmiyorum. Bilal – Jose. Ben de bilmiyorum neden Bilal’i tercih ettiğini. Aklıma sadece şu geliyor, Bilal hem savunma yapıp hem de top kullanabilen bir oyuncu. Bu gece beceremedi ayrı. Ama önceki maçlarda bu kadar kötü değildi. Bu geceye bakarak yanlış tercih demek haksızlık olur.

Sinan Gümüş taraftarın bel bağladığı kadar hazır değil, ilk 11 çıktığı maçlarda gördük. Çok şükür, küfürler azaldı. İlla görmeniz gerekmesin be kardeşim, azıcık saygılı olmayı öğrenseniz sonrasında sessiz kalmak zorunda kalmazsınız. Podolski’yi santrafor kullanmak olabilir tabii ama bugüne kadar hiç kullanmayıp Fener maçında kullanma riskini kimse almaz. Kaybedecek şeyi olanlar almaz en azından. TV başında kaybedeceğin şey olmayınca sallaması kolay tabii. Bizde bir laf vardır bildin mi? Bekara karı boşamak kolay, derler.

Galatasaray takımı ilk devre canımızı sıktı ancak ikinci yarıda gösterdiği reaksiyon ile taraftarın yüreğine su serpti inşallah. Elbette bu sezon sıkça gördüğümüz gibi bir 45 dakikayı çöpe attık.

Bu sevinç ya da kapak yazısı değil, karışmasın. Ama bizi de anlayın be kardeşim; bir yandan rakiplerle uğraşırken bir yandan da kendi hocasına, futbolcusuna küfür edenlere laf anlatmaya çalışıyoruz.

Ama olacak….olacak….

 

Saygılar, sevgiler…

Share

 

Bugün Galatasaray takımıyla ilgili söyleyebileceğim en önemli şey, takımın temposunun artmış olması.

İlk devre ile ikinci devresi benzer oynadı takım. Pas yüzdesi yüksek, hızlı, kaleye gitmeye çalışan bir takım. İlk devre, bulduğu pozisyonları gole çeviremeyince skoru alamadı. Yediğimiz golde net hakem hatası var. İkna etmek için çok uğraştılar ama hala Bilal’e faul yapıldığını düşünüyorum. Belki Erman hoca veya Ahmet hoca ya da ikisi bir den “bırakın kardeşim o müdahaleyle oyuncu düşmez” diyecekler, dalga geçecekler. Göreceğiz. Eğer böyle derlerse zaten hakem hatasını kabul etmiş olurlar, müdahale oldu mu faul canım kardeşim o pozisyon. Teşekkürler.

Galatasaray ilk devre rakibine pas yaptırmadı, top göstermedi.  Chedjou’nun bireysel hatasıyla kaptırdığı top ile, bir de yediğimiz gol dışında Gençlerbirliği’ne pozisyon vermedi takım.

Buna karşı sürekli rakip ceza sahası civarında oynayan, pozisyon arayan, şutlarla tehlikeler yaratan bir takım vardı.

İkinci devreye başlarken Hamza Hoca sahanın iyilerinden Jose’yi çıkartıp Yasin’i aldı. Bilal çıkmalı diyen çoktur diye tahmin ediyorum. Sahanın iyisi çıkmaz zannetmek nasıl bir futbol bilgisi gerektiriyor acaba? Mahalle maçlarında olur böyle, ama ben iyi oynuyorum çıkmam ben. Hoca maçı çevirmek için bir fikir geliştirir ve sahanın iyisinin çıkması gerekiyordur. Basit değil mi? Anlıyorum, değil.

İkinci devre yine maçı rakip sahada oynayan bir Galatasaray vardı. İlk devreyle aradaki fark, bu defa golleri bulduk. Beraberlik golünü de Bilal attı. Aynı Fatih Terim gibi çok ballı lan Hamza hoca diyen çoktur sanırım. Kapak başka bir bahaneyle görmezden gelinmez nitekim.

İşin ilginç tarafı Gençlerbirliği bu devre daha fazla hücum yaptı, sonuca ulaşacak kalitede ataklar değildi ayrı.

Benfica ve Fenerbahçe maçları öncesi sakatlık, ceza olmaması ve 4 gollü galibiyet güzel. Acaba hangi maç daha önemli? Benfica maçı mı, Fener maçı mı? İkisini birden işaretleyemiyor muyuz?

Benfica maçında aklımızla, iyi oynamak zorundayız kazanmak için. Fenerbahçe maçını kazanmak için mangal gibi yüreklere ihtiyaç var.

Olacak, olacak….İkisi de olacak hem de.

 

Share

 

 

İstatistiksel olarak bakarsan Galatasaray ligde son üç maçını kazandı. Güzel mi güzel de, ne olacaktı ki zaten. Beklenen, olması gereken, standart bir durum bu. Standart dışı olan kaybedilen puanlar, hele ki içerde kaybedilen puanlar.

Hamza hoca ve takım üzerinde büyük baskı oluştu. Gayet normal bu da. Burası Galatasaray ve puan kayıpları olunca baskı büyük olur. Öyle sıradan bir kulüp gibi o hocayı gönder yerine yenisini getir gibi bir yaklaşım da olmaz. Örnek vereyim, Mesut Bakkal (komşum olur) ptt ligden gelen teklifleri kabul etmemiş, süper ligden teklif bekliyorum demiş. Neden böyle yapıyor Mesut hoca? Çünkü her an takımından kovulan süper lig hocası olabilir, Mesut hoca da onun yerine geçer diye bekliyor. Galatasaray bu döngüde yer alacak bir kulüp değil.

Hamza hoca gergin. Beden dili, yüzünün şekli falan ele veriyor. Taraftara umut vermeye çalışsa da canı sıkkın, çok belli. Söylemek, anlatmak istedikleri var ama anlatamıyor gibi bir hali var. Tipik Galatasaray kültürü: kol kırılır yen içinde kalır mottosu. Bir de bu adama Galatasaraylı değil diyenler var, ayıp. Ulan Rijkaard bile birlikte çalıştığı yönetimi satmadı, Hamzaoğlu mu satacak? Rijkaard için söylemiştim, çıkıp gerçekleri anlatmalı diye, aynısını Hamzaoğlu için de düşünüyorum. Ama yapmayacak, kellesine mal olsa bile. Fatih Terim de yapmadı bunu. Gönüldaşlarının yazdıkları dışında bir şey bilmiyoruz.

Neyse ya, maça geçelim artık. Haklı olarak taraftardan büyük tepki alan Umut Bulut’un yerine Sinan Gümüş başladı ilk 11’de. Sinan Gümüş de birçok taraftarın “yenilirsek de Sinanla yenilelim, Umut Bulut oynamasın yeter ki” dediği bir oyuncu, böyle saçma şey de olmaz. Kesinlikle çok iyi topçu Sinan. Her girdiği maçta fark yaratmış bir adam. Haftalardır düşünüyorum, konuşmalarımda bahsediyorum (yazmamış olabilirim, emin değilim) bir teknik direktör bu kadar aptal olabilir mi? Bir oyuncuyu sonradan oyuna alıyorsun ve o fark yaratıyor ama onu ertesi maç yine yedek bırakıyorsun. Burada Arif Erdem’i hatırlayan pek fazla kişi yoktur diye tahmin ediyorum. Arif sonradan oyuna girer fark yaratır, ilk 11 çıkar bir şey yapamazdı. Yanlış anlaşılmasın, periyodik olarak böyle gitmezdi. Sonradan oyuna girip şahane oynadığı birkaç maç sonra ilk 11 çıkardı. Bak size bir şey söyleyeyim, bu tip adamları idmanda izlemeden yorum yapamayız. Valla.

Sinan ilk 11 olunca kadroya fazla çatlak ses çıkmadı. Arada Selçuk İnan yerine Jose’nin oynaması gerektiğini yazanları gördüm ama kaale almadım açıkçası.

Galatasaray bir şampiyona yakışacak şekilde rakibi baskı altına alan, bol pozisyon bulan bir futbolu bugün de oynayamadı. En son 2012-2013 sezonunda oynamıştı zaten. Fatih Terim’le 2 sezon üst üste şampiyon olduktan sonra Fatih Terim’le  3. sezona devam ederken de böyle oynayamamıştı. O kadroda Melo da vardı diğerleri de. Hafızanızı tazelemek istedim. Terim sevenler ve nefret edenler, Melo sevenler ve nefret edenlerin dikkatine. İlle söylemem gerekirse, Terim’i de severim Melo’yu da. Sallarken bunu göz önünde bulundurun.

Galatasaray bu kadroyla hiçbir maçta rakibini maç boyu boğamaz. Yaza yaza bilgisayarın yazı karakteri sayısı azaldı. Bir kez daha yazacağım. Savunmaya asla yardım etmeyen 4 forvetle oynandığı müddetçe Galatasaray takımı ve taraftarı rahat edemez.

4 tane savunmaya katkısı olmayan forvet bir de formsuzsa hiç çekilmiyor. Onların formsuzluğunun da sebepleri var. Cruyff futbol basit oyun demiş. Basitçe açıklayalım. Forvetten savunmaya ve aslında orta sahaya destek gelmeyince orta saha kalıyor 2 kişi. Doğal olarak yetersiz kalıyorlar. O zaman vur orta saha adamlarına. Ulan ne yapsın adamlar. Orta sahanın savunma zaafiyeti sebebiyle yük biniyor savunmaya. Savunmadaki adamlar da çok ekstra topçular değil ki. Vur savunmadaki adamlara. Vurmayın, öldüler.

Bütçesi ve kadrosu şampiyonlar liginde çeyrek final görebilecek takımların sırtında taşıyabileceği oyuncu sayısı en fazla birdir, hadi iki olsun. Mesela Hagi’yi o zaman ki Galatasaray taşıyordu, Jardel geldikten sonra iki oyuncuyu taşıyamaz oldu takım. Şu andaki takıma bakınca, geçen sene Sneijder’i sırtında taşıdı takım. Ama 4 oyuncuyu birden hiçbir takım sırtında taşıyamaz.

Madalyonun diğer yüzüne geçelim. Orta saha ve savunmaya binen yük yüzünden forvete sağlıklı, iyi top taşınamıyor. Örneğin geç çıkılıyor. Böyle olunca forvet kötü gözüküyor. Aslında takımın en büyük sorunlarından biri kimsenin boş göstermemesi. Top savunmadayken orta saha (4’e 2 kaldıklarında boş göstermeleri zor), top orta sahadayken forvetin boş göstermemesi en büyük sorun. Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan? Öyle değil işte. Hepsi bir halatı çeken Gündüz Kılıç’ın takımı olmazsa olmaz bu işler.

 

Konuyu Gündüz Kılıç’a bağladığıma göre yazı burada biter.

Durun ya, son sözümü söylemedim. Hamza hoca Umut yerine Sinanla başladığına göre yakında 4 yerine 3 forvetle başlaması gerektiğini de anlayacak demektir. Bu dönemde puan kaybı olmaması güzel.

Başakşehir’e dair de bir şeyler yazayım. Abdullah Avcı geçen seneki başarısını inkar eden bir futbol oynatıyor bu sezon. Hiç yakıştıramıyorum açıkçası. Başakşehir kulübünü sevmeyen çok kişi olduğunu biliyorum ama profesyonel hayat sevmeyle, sevmemeyle yürümüyor. Doğru işleri yaparak yürüyor.

Saygı ve sevgilerimle.

Share

 

Galatasaray ligin aksine bu defa da ikinci 45 dakikayı çöpe attı. 34 maçlık ligde bir 45 bir şey ifade etmeyebilir de, 6 maçlık seride önemi büyük. İstatistik görün.

Astana, sahasının suni çim olması sebebiyle gerçek bir deplasmandı. İklim ve saha koşulları taraftardan daha önemlidir her zaman. Ve fakat ilk devre ufak tefek arızalar olsa da, pek hissetmedi Galatasaray. Pozisyon bulamasa da öne geçti takım. Pozisyon da vermedi. Her şey gayet güzel, tıkırında gidiyordu. Çok eleştirilen Umut da görevlerini yapıyordu.

İkinci devre her şey değişti. Neden olduğunu hala anlayamıyorum. Medyanın tecrübeli isimlerinden bir arkadaş az önce “abi adamlar baktılar, bunlarda bir şey yok saldıralım dediler” yorumu yaptı. Sanırım haklı.

İlk devre rakip sahaya oyunu yıkan, bol pas takım gitti yerine sürekli baskı yiyen, pas yapamayan bir takım geldi. Tuhaf şey. Rakip üzerine gelirken geri geri koşarak savunma yapmaya çalışmak neyin nesi?

Böyle durumlarda topu ileri taşıyıp oralarda pas yapmalısınız. Yapamazsanız baskıyı yersiniz. Bir diğer yöntem santrafora uzun oynayıp onun topu saklamasını ve takımı yaklaştırmasını beklersiniz. Eh, Galatasaray Drogba zamanında bile bunu pek beceremiyordu, kaldı ki umut Bulut’la hiç olmaz. O zaman tek seçenek pas yapıp öne çıkmak olmalı. Gelgelelim bu defa da formsuzluk duvarına tosladı takım. Kim formsuz yazmak zor, kim formda ki? Sneijder, Podolski, Yasin, Umut, Selçuk? Hücum gücünü yüklenecek adamlar bunlar. Formsuz olduklarında hiç çekilmiyorlar be usta.

Yediğimiz gollere de değinerek yazıyı bitirmek istiyorum, çok bile yazdım.

Bambaşka pozisyonlarda goller de yiyebilirdik ama yediğimiz goller tam evlere şenlik. Sorarsan Hakan Balta ve Carole kendi kalesine attı derler ama bu adamların gollerde hiç suçu yok ki.

İlk yediğimiz golde Bilal’in laubaliliği ve arkasından Semih’in topu dışarı atmak yerine kendini yere atması golü yedirdi. İkinci gol rakip sahada başladı. Yasin uzun topa rakibiyle birebir koştu, top havadayken kaleciye doğru yöneldi, uyanık olduğu için kaleciye geri pası yakalamak için. Rakip de salak olmadığından topa basıp bizim sahaya yüzünü döndü. Bu defaki laubalilik Jose’den geldi. Devamı tamamen tesadüf ya da ilahi adalet artık. Mevkisinden orta yapılmasına Denayer bir şey yapamazdı, Muslera ile Balta aynı topa atladılar, atlamalılardı zaten de top 18 çizgisi üstündeki Astanalı’nın önüne düşmemeliydi, düştü. İlahi adalet işte.

Ercan Taner tarzıyla, yazıda artık son satırlar: Mevzu ne Umut Bulut’un oynaması ne de Sinan Gümüş’ün oynamaması. Mevzu Galatasaray takımının blok olarak oynayamıyor olması. Hazırlık maçlarından beri yazıyorum, hücumda savunmaya asla katkı vermeyen 4 adamla oynamaya devam edildiği müddetçe takım yoluna girmeyecek. Hele ki, bu 4 adam da bildiğimiz formlarından çok uzaksa. Şampiyonluk değil, herhangi bir başarı alması imkansız.

Umudum hala var tabii ki. Ben öyle Hamza hocaya, topçulara küfür edecek kadar kolay kaçacak biri değilim çok şükür. Hala hocanın bunları tespit edip gittiği yoldan döneceğini umut ediyorum.

Ha, bir de takım moral olarak zaten iyi değildi, bu geceden itibaren daha kötü bir hale geldiler muhtemelen. Her yazıda bahsetmekten de sıkılmadım. Hocaya, takıma ve hatta taraftara mental destek şart.

O değil de, Avrupa liginde devam etsek daha iyi olacak gibi. Her şeyde bir hayır vardır. Pollyanna taraftar detected. Bu 1 puan bizi…..Neyse, o kadar da değil.

 

 

 

Share

Giris

Kategoriler